• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cavuslutesisleri
  • https://plus.google.com/u/0/108358917845376214427/posts
  • https://twitter.com/cavuslu_org
Üyelik Girişi
ÇAVUŞLUDAN
Facebook ta ÇAVUŞLU HABER

GÖRELESPOR
GİRESUNSPOR

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.85643.8718
Euro4.54804.5662
NAMAZ VAKİTLERİ
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 19° 13°
google Reklam
İLLER ARASI MESAFE
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam1981
Toplam Ziyaret2846522

sanalbasin.com üyesidir

GİRESUN ADASI

GİRESUN ADASI

Karadeniz'in insan yaşamına uygun olmakla meşhur adasının tarihini gün yüzüne çıkarma gayreti daha önceki dönemlerde de bir çok tarihçi ve araştırmacı için bir uğraş olmuşsa da yeterince materyalin olmayışı veya teknik eksiklikler sebebiyle ortaya konulan  eserler pek tatminkar olamamıştır. Tabii ki bunda adanın üzerindeki insan eliyle yapılmış kalıntıların çok fazla olmaması ve yahut başka bir deyişle adanın daha çok Giresun kentinin bir gözetleme kulesi göreviyle tarih içinde işlev üstlenmesinin de payı vardır. Yani ada üzerinde sayıca pek de fazla insan yaşamının sürdürüldüğünü söylemek biraz gerçeğin dışına taşmayı gerektirir ki bu durum da yapılan araştırmalarda bilimselliğin dışına çıkılmasına sebep olur.
        
Şimdiki adıyla Giresun adası tarih içinde Aretias; Areionesos,( İlk çağdaki adı ) Nesos, Area,Areos, Chalcetiris (Roma imp. dönemindeki adı ) gibi adlarla anılmıştır. Bu kadar çok ad ile anılmış olması adaya birden çok halkın ve kültürün hakim olduğunu gösteren önemli bir delildir. Hitit dönemi yazılı tabletlerinden anlaşılacağı üzere ki bu yıllıklar tanrılara hesap vermek için hazırlandığından yalnızca doğru bilgiler içermekte ve günümüz bilimsel tarih yazımcılığının temeli sayılmaktadır... M.Ö 1600. yıllarda bölgeye hakim olan unsur  Miletoslular dır...Fakat Miletoslular bölgeyi kalıcı bir yerleşim alanından çok,yer altı ve yerüstü kaynaklarını sömürmek amacıyla kullanmışlardır. Yani Giresun adası ilk önce kuvvetle muhtemel bu kültürle tanışmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise yine denizcilikle uğraşan kolonici Cenevizliler ve  Venediklilerce ada bir gemi sığınağı olarak kullanılmıştır. Roma hakimiyeti, Roma'dan sonra Pontus hakimiyeti ve son olarak Osmanlı hakimiyeti ile tanışmıştır. Evliya  Çelebi'nin de seyahatnamesinde belirttiği üzere ada 1634 yılında Osmanlı hakimiyeti yıllarında Kazak denizcilerinin kıyı bölgelerini istila etmekte faydalandığı ve saklandıkları bir sığınak konumundadır.

Ada üzerinde bulunan kalıntılar,araştırmamızı daha derinleştirecek ve gerçekçi kılacaktır. Giresun adasının etrafındaki surların Pontus dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Bu durum Giresun kalesi ile ada etrafındaki surların ayni inşaat tekniğiyle yapılmış olmasından anlaşılmaktadır. Tabii ki bu surlar zamanla tahribata uğramış ve maalesef bugüne az sayılacak sayıda bir kalıntısı kalabilmiştir. Ada etrafında surların ve bir gözetleme kulesinin varlığı da gösteriyor ki ada, Giresun kentine denizden gelebilecek tehlikelere karşı bir haberci ve savunma kalkanı görevini de üstlenmiştir. Ama yine de ada üzerinde kayda değer eser bulunduğunu da söylemek yerinde olacaktır. Bunları sıralamaya başlayalım.
 
Giresun adasında Phokas manastırı adında bir mabet kalıntısı ve bir açık hava tapınağı bulunmaktadır. Bu kalıntıların Amazon kraliçeleri Otrere ve Antiope tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Romalı bilgin Pilinius'un Ilistariaum Mundi adlı eserinde adada savaş tanrısı Arese sunulmuş bir açık hava mabedinden söz etmektedir. Bundan da anlaşılacağı üzere bugün hala mitolojik bir hikayemi yoksa gerçekten tarih içinde yaşayıp yaşamadıkları tartışılan Amazonlarında bir dönem Giresun adasında yaşadıkları ve savaş tanrısı Arese tapındıkları ortaya çıkmaktadır. Giresunlu Ermeni tarihçi Minas Bijiskyan Amazonlar hakkında cesur kadın savaşçılar derken ünlü tarihçi tarihin babası Heredot ise Amazonların İskitli gençlerle kaynaşmasından bahsetmiştir. Rivayetçi tarih kaynaklarında Amazon kadınlarının anaerkil bir toplum oldukları ve savaşçı özellikleri üzerinde özellikle durulmuştur. Hatta yay kullanırken daha rahat hareket edebilmek için göğüslerinden birini kestikleri dahi rivayet edilir. İlk çağda Anadolu'da ki hakim anaerkil kültürün ve bu kültürün yansıması olan tanrıça Kibele inancının bölgedeki bir yansıması belki de amazon kadınlarıdır. Dünyada bir benzer hikayesi bulunmayan bu kadın savaşçıların Giresun adasında yaşadıkları bilgisine özellikle mitoloji kaynaklarında sıkça rastlanmaktadır. Bazı tarihçiler ise Amazonların bugünkü Terme civarında bir krallık kurduklarından ve daha sonra Karadeniz kıyısına ve denizlere hakim olduğundan bahseder ki,Giresun adası da bu hakimiyetten nasibine düşeni fazlasıyla almış olmalıdır. Fakat unutmamak gerekir ki bugün Amazonlar üzerine yapılan araştırmalar hala devam etmektedir. Yani bir başka anlatımla Amazonların mitolojik kahramanlıklarından sıyrılıp bilimsel tarihin gerçek bir parçası olabilmeleri bundan sonra yapılacak araştırmalara bağlıdır. Bu kalıntıların dışında adada geçmiş döneme ait iki adet şarap fıçısı ve adanın doğusunda yer alan antik bir kalıtı olan ve insanlarca ziyareti bereket getirdiğine inanılan Hamza Taşı dikkat çekmektedir.
Hamza taşı,bugün hala insanlarca Mayıs yedisi adıyla anılan,yılın her yirmi mayıs günü Giresun Aksu şenliklerinde ziyaret edilen ilginç bir kalıntıdır. Giresun Aksu Şenliği Rumi takvime göre yedi mayısa denk geldiği için halk mayıs yedisi demektedir... Hamza taşı üzerine birçok rivayet anlatılmaktadır. Bunlardan birincisi Hz.Hamza ile ilgiliymiş gibi gösterilmeye çalışılsa da Hz.Hamza'nın bölgeyle hiçbir yaşamsal ilgisinin olmaması bu tezi çürütmektedir. Bu iddia olsa olsa Müslüman yöre halkının bereket getirdiğine inandığı bu kaya parçasını kendi inancı içinde göstermeye çalışmasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir görüş ise çocuğu olmayan bir kişinin Hamza taşı etrafında tıpkı yatır ziyaretinde olduğu gibi dua ederek dolaşırsa çocuğu olacağı inancıdır. Hatta yöre halkından bazıları bu şekilde adayı ziyaret edip dileği tutmuş olan birinin doğan çocuğuna Hamza adını vermesi nedeniyle taşın bu adı aldığını savunsa da bu görüşte rivayetten ileri gitmemektedir.

Hamza taşı'nın önemi ve gerçeğini kavrayabilmek için kelimenin kökenine inilmesi faydalı olacaktır. Latince Humuza  doğum demektir. Halk arasında zamanla kelime Hamza şeklini almıştır. İlk çağ boyunca Anadolu'da hakim olan  Anaerkil yaşam biçimin bir yansıması da Giresun adasındaki Hamza taşıdır. Anadolu  diğer bölgelerinde doğum tanrıçası Kibele heykellerinde tanrıçanın kalça kısmı geniş tasvir edilmiştir ki bundan amaç doğurganlığı ifade etmektir. Ada da yer alan Hamza taşının etrafında yer alan diğer kaya parçaları ve taşın üst kısmının başka bir taşın oturtulması için düz yapılmış izlenimi vermesi Hamza taşının da tanrıça Kibele inancı için yapılmış olduğu gerçeğini doğurmaktadır.

Halkın Mayıs Yedisi adıyla andığı şenlik biraz incelenirse adanın ve Hamza taşının önemi biraz anlaşılacaktır. Yirmi mayıs günü Halk önce Giresun'un doğusundan denize dökülen Aksu ırmağı kenarında toplanır ve ilkel geleneğe göre soyun sürdürülmesi için çocuğu olmayanlar dilek tutarak sacayaktan geçerler daha sonra denize yedi tane dilek taşı atarlar ve en sonunda bu faaliyetlerini pekiştirmek için ada etrafında tekne ile dolaşırlar. Bazı çocuğu olmayan çiftlerinse Hamza Taşına dua ederek dilekte bulundukları ve dilekleri tutsun diye bir geceyi adada geçirdikleri de bilinen bir gerçektir. Bu ayin veya ibadet sırasında taşa dönerek dua etme,taşın deliklerine çalı çırpı ve bez tutturma,adanın körfezinde boy abdesti alma gibi bir dizi faaliyette icra edilmektedir. Yani ada ve özellikle Hamza Taşı yöre halkı için doğurganlığın ve bereketin bir öğesi olarak algılanmaktadır. Hamza Taşına duyulan bu inanışın yalnızca bugün ile sınırlı kalmadığını bölgede daha önceden yaşamış Rum halkının da aynı inançlara sahip olmasından anlayabiliriz. İşte doğumun ve bereketin timsali sayılan Hamza Taşı inancı,kendini Anadolu'nun ilk halkları kabul edilen Luvi ve Hattilerden başlayarak sırasıyla Ceneviz,Roma,Bizanslılara sonrada Müslüman Oğuz,Selçuk ve Türkmenlere kadar  tüm halklarda benzer şekilde göstermiş ve taşın kaçınılmaz olarak doğum tanrıçası Kibele için yapılan bir dikit olduğu gerçeğini gözler önünr sermiştir.

Giresun adasının tarihsel özellikleri elbette ki bunlarla sınırlı değildir. Fakat yazımızın başlangıcında da belirttiğimiz üzere,ancak yapılacak yeni tarihsel araştırmalar ve arkeolojik kazı ve incelemelerle şu anda gizli kalmış bir çok bilgi açığa çıkacaktır. Yöre halkının mayıs yedisinde adanın karşısında Aksu ırmağının denize döküldüğü yerde dilek taşlarını denize atarken söylediği gibi Derdim belam denize! diyerek, adanın bereketinin kendi tarihine de yansımasını dileyerek yazımızı noktalayalım...


Yorumlar - Yorum Yaz