• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cavuslutesisleri
  • https://plus.google.com/u/0/108358917845376214427/posts
  • https://twitter.com/cavuslu_org
Üyelik Girişi
ÇAVUŞLUDAN
Facebook ta ÇAVUŞLU HABER

GÖRELESPOR
GİRESUNSPOR

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.85643.8718
Euro4.54804.5662
NAMAZ VAKİTLERİ
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 17° 10°
google Reklam
İLLER ARASI MESAFE
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam85
Toplam Ziyaret2842665

sanalbasin.com üyesidir

İsmail TÜRKMENDAĞ

İsmail TÜRKMENDAĞ
ismail@cavuslu.org
GİT OĞLUM YARIN İMECEMİZ VAR KOMŞULARA HABER VER
13/10/2013

Her Mart ayı geldiğinde annemi bir telaş, bir sıkıntı sarardı. Annemin bu sıkıntısı ve telaşı yıllardır süregeldi ve halen daha da devam etmektedir. Malum ya bölgemiz tarıma dayalı olduğu için bizim de bir nebze olsun zamanı geldiğinde tarlamızın işlenmesi gerekirdi. Telaşımız bu yüzdendi. Teknoloji bu gün ki gibi ileri düzeyde değildi. Tarlalar beden gücüyle kazılırdı. İş bölümü imece usulü ve komşular arasında yapılırdı.

  Annemi günler öncesinden imece sıkıntısı ve telaşı sarardı. İmece olacağı günün öncesinde annem bana Git oğlum yarın imecemiz var imece yaptığımız teyzelerine haber ver derdi. Bende annemden aldığım bilgi üzerine koşmaca yarın bize tarla bellemeye gelecek teyzelerin evlerine gider bir, bir haber ederdim.

Annem o akşam yarın imeceye gelecek teyzelerin damak tadına göre çeşit çeşit yemekler hazırlardı. O zamanlar yokluk fazlaydı. Her zaman o kadar çeşit yemeği bir arada görmek mümkün değildi. O sebepten imece sırasının bize gelmesi bizim için bir bayram sayılırdı. Çünkü bizde annemizin peşine takılacak o çeşit yemeklerden kanana kadar yiyecektik. İmecenin vaz geçilmez yemekleri vardı. Mısır ekmeğinin baş tacı olduğu soframızda hamsi tuzlaması, kiraz kavurması, biberli ve poğullu pancar çorbası soframızın olmazsa olmazlarıydı. Bu imece sofrasında binde bir de olsa tavuk haşlaması yenirdi. Biz de dahil olmak üzere neredeyse tüm komşularımızın evlerinin bahçelerinde tavuk yetiştirilirdi. O tavuğun bambaşka bir tadı vardı. Halen aklıma geldiğinde tadının damağımda kaldığını hissederim.

Sabah olduğunda annem sırtında yemek sepeti peşinde biz çocukları ve önünde de evimizin demir başı ve soframızın lokantası olan annemin isimlerini koyduğu Merüşe ve Gülüşan adlarındaki sığırlarımızla bellenecek olan tarlanın yolunu tutardık. Tarlamızın olduğu Nişanoğlu bahçesi şehir merkezindeki evimizden yaklaşık 200 metre yokuş yukardaydı. Bahçemize ulaşmak için Çavuşlu mezarlığının üzerinden geçen cami yanı yokuşundan yola koyulurduk. Cami yanı yolu Arnavut kaldırımı taşından yapılmıştı. Sabahın erken saatlerinde yola koyulmuş olduğumuzdan önümüzden giden sığırların bu taşların üzerinde giderken çıkardığı ses ile boyunlarındaki zilin çıkarmış oldukları sesler bir birlerine karışır yol boyunca yankı uyandırırdı. Arnavut kaldırımı taşından yapılmış yol bittiğinde çay taşından döşenmiş dar yola sapardık. Azim hocanın kapısına geldiğimizde sığırlar hemen Hüsamettin amcanın elmasına saldırır kontrolümüzden çıkarlardı. Sığırları zor zülüm tekrar yola koyup ilerlerken bu defa da biraz yukarıda olan Rıfat amcanın köpekleri yolumuzu keser bizlere havlarlardı. Annem zor zulüm onları kovalar yola devam ederdik. Bahçeye vardığımızda tarla yapılacak yere genelde daha hiç kimse gelmemiş olurdu. Çünkü bir anlamda ev sahibi olan annem her zaman imecelerinden evvel tarlasının başında olurdu. Aradan çok geçmeden imece yapacak kadınlar bir, bir gelirdi. Genelde imece ekibi omuzlarında belleri ve kazmalarıyla eksiksiz olarak gelirdi. Çünkü o zamanlar söz senetti. Geleceğim dendi mi ölüm kalım olmadıktan sonra kesinlikle gelinirdi.

Kısa bir moladan sonra işe koyulunurdu. Tarlalar kazılırken kazmalar Karadeniz’in meşhur atma türküleri eşliğinde hızlıca yere düşerdi. Amaç hızlı atma türküleri sayesinde imeceyi coşturmak ve tarlayı çabucak bitirmekti. İlerleyen saatlerde saat 10 civarı bebekli anneler bebelerini emzirdikten sonra ılıncak dediğimiz iki fındık ocağı arasına kurulan salıncağa bebeklerini yatırırlardı. Öğlen vakti yaklaştığında ise annem bahçede sofra hazırlığına başlarken bize emanet olan sığırlardan bir haber alırdı. Malum ya sığırlar evimizin büyük anlamda geçim kaynağıydı. İpine dolanıp boğulma tehlikesi sığırlar için her zaman geçerliydi. Böyle bir facianın yaşanması da bizim için felaket olurdu.

Öğle yemeği büyük bir heyecanla yenilirken bir yandan teyzeler sıkıntılarını birbirlerine anlatır dertleşirlerdi. Yemek bitiminde namaz molası verilirdi. Akşama kadar atma türküler eşliğinde tekrar kazma belleme işlerine devam edilirdi. Ama ç o gün içerisinde mümkünse işi bitirmek ve yarın bir başka teyzenin tarlasında buluşmaktı. Akşam olup hava kararmaya başladığında imece ekibi ağır ağır toparlanır evlerinin yolunu en kestirme yollardan tutardı.

Bizlerde annemizle birlikte tarlamızın kazılması ve sığırların karınlarının doymasının verdiği mutlulukla birlikte yorgun argın evin yolunu tutardık.

Şimdi ise her mart ayı geldiğinde geçmişe dalar o günlerin özlemiyle duygulanırım……

13.10.2013 Pazar   

 

NOT: Sitemizde yayınlanan köşe yazılarından yazarların kendileri ve yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yorumu ekleyen kişi kimliğini gizlemesi durumunda yapılan yorumlar onaylanmamaktadır. Köşe yazılarından ve yazılan yorumlardan www.cavuslu.org  - Çavuşlu  Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Paylaş | | Yorum Yaz
5826 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

BAK BAKALIM KIDIK DAYI DÜKKANINI AÇMIŞ MI? - 21/04/2013
ÇAVUŞLU'NUN HAMALLARI - 20/01/2013
MISIR UNU VE KARALAHANA... - 06/12/2012
HAZIR MEKTUP ( OKUMANIN ÖNEMİ ) - 12/11/2012
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın