• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cavuslutesisleri
  • https://plus.google.com/u/0/108358917845376214427/posts
  • https://twitter.com/cavuslu_org
Üyelik Girişi
ÇAVUŞLUDAN
Facebook ta ÇAVUŞLU HABER

GÖRELESPOR
GİRESUNSPOR

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.51863.5327
Euro3.99874.0148
NAMAZ VAKİTLERİ
Hava Durumu
Anlık
Yarın
25° 27° 21°
google Reklam
İLLER ARASI MESAFE
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam1125
Toplam Ziyaret2635044

sanalbasin.com üyesidir

Hasan KAMİLOĞLU

Hasan KAMİLOĞLU
kamiloglu15@hotmail.com
ORMAN
10/04/2017

En önemli yenilenebilir doğal kaynaklarından biri olan ormanlara gerekli önemin verilmediğini gören Avrupa Tarım Federasyonu (CEA); 21 Mart gününü Kuzey yarım küresinde ilkbaharın, Güney yarım küresinde de sonbaharın başlangıç günü olarak kabul etmiş ve Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü (FAO) kanalı ile bunun bütün dünya ülkelerine tavsiye edilmesini sağlamıştır. O günden bu yana 21 Mart, “ Dünya Ormancılık Günü”, 21 Mart’ı içerisine alan hafta da “Orman Haftası” olarak kutlanmaktadır. Ülkemiz bu uygulamaya 1975 yılında dahil olmuştur.

Ülkemizin toplam alanının % 26.8’ni kaplayan kayıtlı orman alanı 20.7 milyon hektardır ve bunun yaklaşık 8.5 milyon hektarı iyi vasıflıdır.

Bugün toplam ülke yüzeyinin % 26.8’ini kaplayan ormanlarımızın % 93’ü doğal ormandır. Ancak ne yazık ki, 1950 yılından bu yana ormanlar aleyhine yapılan “yasal düzenlemeler” ile orman alanlarımızın % 56’sı yok olmuştur. Aynı dönemde ülke genelinde 1 milyon 180 bin hektarlık alan ormansızlaşmış, sadece Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı yangınında 200 bin nüfuslu bir kentin yıllık oksijen tüketimini karşılayabilecek 4 milyon ağaç kül olmuştur. Bu yangından sonra Orman Genel Müdürlüğünce Cumhuriyet Tarihimiz en büyük Ağaçlandırma Seferberliği başlatılmış ve yanan alan bu gün itibariyle yeniden ağaçlandırılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana 3 milyardan fazla ağaç, 72 bin orman yangınında kaybedilmiştir. Ve hâlâ ülkemizde yılda ortalama 2 bin orman yangını çıkmaktadır. 

Temiz hava ve bol oksijen için, küresel ısınmayı önlemek, toprak oluşumunu hızlandırmak, erozyon ve çölleşmeyi, su kaynaklarımızın kurumasını önlemek, odun hammaddesi üretimine katkıda bulunmak, binlerce aileye iş imkanı yaratmak, kişi başına düşen orman alanını sabit tutabilmek ve hatta arttırabilmek,daha düzenli bir iklim ve yağış düzenine sahip olabilmek, ormanlarda yaşayan canlılara yaşam ortamı sağlamak, biyolojik zenginliğimizi korumak ve gelecek nesillere sağlıklı bir ortam bırakmak için hepimize görevler düşmektedir.

SU

BM Genel Kurulu Aralık 2003'te yaptığı 58. oturumunda aldığı karar ile 2005 yılının 22 Mart gününden başlayarak 2015 yılına kadar on yıl süreyle dünya su günü temasının "Water For Life" ( Yaşam İçin Su ) olmasını kararlaştırmıştır. BM ayrıca bu on yıllık sürenin "Eylem İçin On Yıl" olmasını tavsiye ederek bu süre içerisinde konunun seminer ve konferans gündemlerinden suyu korumaya yönelik etkin eylemlere aktarılmasını sağlamayı amaçlamıştır. 


Yeryüzündeki suyun %97’si tuzludur. Geriye kalan ve büyük bir bölümü Kuzey ve Güney Kutuplarında buzullar içinde donmuş olan %3’lük tatlı su kaynakları için insanlar, bitkiler, yaban hayat, tarım ve sanayi rekabet etme durumundadırlar. Son 10 yılda bu kısıtlı su arzı üzerindeki küresel su talebi 6 – 7 kat artmıştır; bu oran dünya nüfusu artış oranının iki katından fazladır. Öte yandan, dünya nüfusunun, 2050’de  10–12 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Halen, yoksullar başta olmak üzere, dünyada 2,4 milyar insan yetersiz ve kalitesiz su nedeniyle sağlıksız koşullarda yaşamaktadır. Dünyanın birçok bölgesinde yaşanmakta olana kırsal alanlardan kentlere göç, çok sayıda insanın yeterli sağlık hizmetlerinden, güvenli içme suyundan, çevresel olarak güvenli yaşam koşullarından yoksun alanlarda yaşamalarına sebep olmaktadır.

*Kuzey ülkelerinin, parası, pulu, gıdası, tarım alanı ve suyu çoktur. Nüfusu artmaz. Gereksiz yere savaşmaz, canı savaş istediğinde de kalkar savaşını Güney'in topraklarında yapar. En sevdikleri hobileri, Üçüncü Dünya'da sürdürülebilir kalkınma projelerine destek vermektir. 

Güney'e gelince. Nüfus, dur durak bilmeden artar. Su ve toprak kaynakları sınırlıdır. Sınırlı olan kaynaklarının kıymetini bilmez. Para pul zaten yoktur. Olmayan parayı idare edecek bilgi, beceri ve erdem hiç yoktur. Üstüne üstlük Kuzeylilerden borç paralar alıp zırt pırt kendi aralarında savaşırlar.
Bu durumdan şunu çıkarmak olasıdır:

 Bir, bu Güneyli yoksullar iç savaşlarla, açlık, hastalık gibi sorunlarla verdikleri telafatın çok üzerinde üreme başarısı gösteriyorlar.

 İki, bir gün gelecek çekirge sürüleri gibi Kuzey ülkelerinin kapılarına dayanacaklar.

 Üç, yoksul ülkeler kaynaklarını adam gibi kullansınlar. Sefaletten kurtulup bizi yarın, öbür gün rahatsız etmesinler.

Dört, küreselleşen ticareti engellemesinler, ellerindeki doğal kaynakları (altın, bor, petrol...) kendi başlarına yönetme cahilliğinde bulunmasınlar.

 Alternatif enerji kaynaklarının desteklenmesi, küresel ısınma, biyolojik çeşitliliğin ve gen kaynaklarının korunması gibi konularda ne yazık ki düdüğü çalan onlar. Küreselleşen şirketler, artık kendi sivil toplum örgütlerini de kuruyor, kendi devletlerini de. Küreselleşme karşıtlarının paralarını da kendileri veriyorlar... Her şey kontrol altında!

 ABD'de, Arizona gibi çölün ortasında, kişi başına günlük (evsel) su tüketimi 850 litre. Oysa evsel su tüketiminin dünya ortalaması 50 litre ve bugün bir milyarın üzerinde insan bu kadar suya bile sahip değil. Siirt, Mardin, Şırnak'ın dağ köylerinde, kadınlar ve çocuklar eve suyu, kilometrelerce uzaklardan sırtlarında taşırlar ve günlük tüketim kişi başına ortalama 10 litreyi bulmaz. 

Gıdaya gelirsek: Yılda 800 kilo tahıl tüketir Sam Amca'nın torunları. 450 kilo Batı Avrupalı, 200 kilo Hintli, 60 kilo tahıla talim eder yoksul Afrikalı.

2030 yılında dünya tahıl üretiminin 2.1 milyar ton olması bekleniyor. Yani, 28 yıl sonra her bir kişi bir ABD vatandaşı kadar tahıl tüketmeye yeltenirse, mevcut üretim ancak 2.5 milyar insanı besleyebilecek. İtalyanlar ya da Türkler kadar tüketirse beş milyar insanın karnı doyacak. Hintliler kadar tahıl tüketildiğinde ise 10 milyarlık insan nüfusu bu tahılla beslenebilecek.
Üstelik dünya tahıl üretiminde maksimum verimlere ulaşıldı. Yani artık verimi artırmak pek kolay değil. Yeni tarıma açılacak alanlar da kalmadı. Bir de bunlara yanlış kullanımla tuzlanan ve verimsizleşen her yıl için iki milyon hektarlık tarım alanlarını eklemek gerek.
Diyebilirsiniz ki: "Madem tahıl üretiminde böyle sorunlar var, o halde insanlar da balık, karınca, çekirge filan yesinler...?"
Oysa çekirgeciliğin ve balıkçılığın hali tahıldan beter. Son 15 yıldır okyanuslarda tutulan balık miktarında artış yok. Dünya denizlerinden yakalanan balıkların miktarı da 1960 yılında 30 milyon ton iken, 1980'lerin ortasından itibaren 68-72 milyon ton gibi bir rakama sabitlendi. Tutulan balık miktarı son 20 yıldır artmıyor. Su da artmıyor, çekirge de, pasta da, pastırma da
.**Sunay DEMİRCAN: Ziraat mühendisi-25.08.2002 Radikal

 

 Sorun başlı başına bir çevresel döngü sorunudur. Bu döngüyü bozan Üçüncü Dünya Ülkeleri değildir. Ancak tüm fatura , sorunun oluşmasında hiçbir payı olmayan bu ülkelere kesilmektedir.

Çözüm önerileri ve uygulamanın dayatması bu sorunu oluşturan ülkelerden gelmektedir. Bunda ise ana amaç önce kendi rahatımı sağlayayım düşüncesinin egemen olmasıdır.

 O hal de biz ne yapacağız. Bu açmazdan nasıl çıkacağız, sorusunun yanıtını bulmakta yatıyor asıl mesele.

 Aklımızı başımıza devşirip yarın ne oldu da kaynaklarımız ellerimizden uçtu, batının devasa şirketleri başımıza çöreklendi dememek için bu günden doğal kaynaklarımıza sahip çıkmalıyız.

 Yaşadığımız süreçte sorun salt Orman varlığımız sorunu değildir. Aynı bağlamda değerlendireceğimiz su kullanımı ve su kaynaklarımızın korunması, tarım ürünleri ve alanlarının sürekliliğinin sağlanması sorunlarını da kapsamaktadır.

 Sözün özü.

Çevremize, doğal yaşamımıza ve varlıklarımıza sahip çıkmamız ana koşuldur…

 

NOT : Sitemizde yayınlanan köşe yazılarından yazarların kendileri ve yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yorumu ekleyen kişi kimliğini gizlemesi durumunda yapılan yorumlar onaylanmamaktadır. Köşe yazılarından ve yazılan yorumlardan www.cavuslu.org  - Çavuşlu  Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz  



Paylaş | | Yorum Yaz
455 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Doğan Güneşe Sevinebilmek - 04/09/2016
Babalar en kutsal varlıklar olan Annelerin gölgesinde kalan gizli kahramanlardır! - 18/06/2016
KİRLENME... - 12/01/2016
AVNI YÜCEL HOCA - 07/01/2016
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın