• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cavuslutesisleri
  • https://plus.google.com/u/0/108358917845376214427/posts
  • https://twitter.com/cavuslu_org
Üyelik Girişi
ÇAVUŞLUDAN
Facebook ta ÇAVUŞLU HABER

GÖRELESPOR
GİRESUNSPOR

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.67233.6870
Euro4.31544.3327
NAMAZ VAKİTLERİ
Hava Durumu
Anlık
Yarın
16° 22° 13°
google Reklam
İLLER ARASI MESAFE
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi24
Bugün Toplam1266
Toplam Ziyaret2769765

sanalbasin.com üyesidir

Mehmet Sırrı Öztürk'le Başbaşa...

Mehmet Sırrı Öztürk'le Başbaşa...

Sanata Adanmış Hayatlar programının ikinci bölüm konuğu Karadeniz Halk Müziği'nin en önemli enstürmanı kemençe'nin vazgeçilmez ismi Mehmet Sırrı Öztürk. 

Ali Bilir’in hazırlayıp sunduğu programda, sanata yıllarını vermiş,mesleğinde zirveye çıkmış M.Sırrı Öztürk'ün yaşam öyküsü izleyicilerle buluştu.


Kemençe Sanatçısı Mehmet Sırrı Öztürk

 Röportaj: Ali Bilir, Kasım 2008, Kulaksız-İstanbul

 — Hocam sizin yaşadığınız dönemin şartlarına bağlı olarak eğitiminizi ilkokul düzeyinde bırakmak zorunda kaldınız.

— Evet.

— Ancak üniversitede 27 yıl hocalık yaptınız. Ve bugün kemençenin duayeni ve efsanevi ismi olarak biliniyorsunuz. Bu başarıyı nasıl sağladınız?

— Kendi kendimi yetiştirdim.

 — Çok çalıştınız.

 — Çok çalıştım yorulmadım hala da yorulmadım hala da çalışıyorum.

 — Hala da koşuyorsunuz görüyoruz.

 — Hala da koşuyorum. Bu sanatımı çok seviyorum. Sanatımı kemençemi çalarken kendimden geçiyorum. Zaten sevmezsem bunu yapamazsınız.

 — Gerçi çok çalışmak bütün herkes için geçerli. Bütün başarı için çok çalışmak gerekiyor. Kemençe öğrenmek isteyenlere önerileriniz nelerdir? Gençlere bu anlamda ki tavsiyeleriniz neler olur?

 — Ben gençlere çok yalvardım bir zamanlar. Bak bu imkânı bulamazsınız gelin benden faydalanın diye çok yalvardım. Sen o yörede yetiştin, o yöreyi biliyorsun he diyor sana gelmiyor. En son duydu ki iş işten geçti. Bu kemençenin hakikatten bu kadar çevresi geniş mi demeye başladılar? Amerika’ya gitti, İsrail’e gitti hep televizyon çekiyor. Pişman oldular.

 — Şu an günümüzde gençlerden özellikle kemençeyi tam anlamıyla icra eden sanatçılarımız var mı?

 — Yok

 — İşin kolayına gidiyorlar biraz.

 — İşin kolayına gidiyor

 — Elektronik bağlama ile klavye ile kendini kurtarmaya çalışıyorlar.

 — Sanattan anlamayanda horona giriyor işte o ona hoş geliyor. Dav dav dav riv riv riv… Eğer o ritim olmasın kimse o horonu yapamaz bak denesin arkadaşlar…

 — Neydi müzik aleti vardı 

— Ork

 — Ork. Ondaki o ritim olmasın kimse horon oynayamaz. Onun hayrına horon yapıyorlar, kesiyor kemençeyi bap bap… Onun ritmine oynuyorlar.

 — evet.

 — Örnek vereceğim şimdi sana. Şimdi adam (kemençe çalıyor) Şimdi uzun hava yapıyor (kemençe çalarak türkü söyleniyor.)

 — Evet, hocam birazda kemençenin tekniğinden bahsetmek istiyorum. Kemençe 55 cm. Standart bir boyu var sanırım. Hangi tarz ağalar kullanılıyor?

 — Erik ağacından.

 — Hep erik ağacından mı?

 — Erik ağacından güzel oluyor.

 — Güzel olur.

 — Andıçtan olur. Ondan sonra yavan kirazından olur. (elindeki kemençeyi göstererek) işte bu tekne eriktendir. (kemençenin ön kısmının aşağısını göstererek) bu aslı (kemençenin ön üst kısmını göstererek) burası da çam ağacındandır. Hartama deriz biz buna…

— Kemençe’nin hartama sı çam ağacındandır.

(kemençenin ön alt kısmını göstererek)

— Bu da burguları yani kulak.

(kemençenin tel kısmını göstererek)

— Buna biz eşik deriz. Bunlar köprü derler burada.

 — Evet.

— Yaydaki de at kılı sanırım.

 — At kılı.

 — Peki, at kılından başka kullanılan var mı?

 — Yok. Naylondan yapıyorlar tutmuyor. Reçine tutmuyor çalarken kayıyor.

 — Şu anda imalatı ne durumda karadeniz de? Çok miktarda yapılıyor mu?

 — Var var. Ben bunu (kemençeyi göstererek) rahmetlik Somuncu Eset’den (Esat) aldım.

 — Kaç yıllık bu kemençe?

 — Tam 45 yıl bitti.3 ay oldu 46’dan gün aldık.

 — 45 yıldır elinizde

 — Elimde evet. Nişanlandım yüzük taktım bu kemençeyi yaptırdım. Hesap et artık. Benim evlilik tarihimi bu yazdı. (kemençeyi göstererek gülümsüyor)

 — Kemençe bizim sadece horonumuzda değil tabi bizim Karadeniz insanının sosyal yaşantısına da çok girmiş durumda.

 — Şenlik bununla olur, festivaller, düğünler bununla olur.

 — Evet.

 — Asker yolcu ederiz bununla olur, düğünlerde bununla olur, geceler bununla olur. Yani ağırlık kemençede bizim o yörede ağırlık kemençede olur.

 — İmecelerde çok kullanır.

 — Evet

 — En çok ekin kazma imecelerinde kullanılır herhalde.

 — Hayır. Kaval çalınırdı eskiden kaval kullanılırdı.

 — İmecelerde

 — Evet. O acemi kemençeciler giderdi imeceye.

 — Acemiliklerini gidermek için. Sizin gittiğiniz olmuş muydu?

 — Benim çok olmuştu

 — Oralarda öğrendiniz. Acemiliklerini oralarda giderip düğünlerde prova yaptıklarınızı çalardınız.

— Evet. Ama o da sarardı. Kaldır kazmayı kaldır kazmayı kaldır sevdalık çeken kıslar cebinde ayna taşır.

 — Ayrı bir imece havası yok.

 — Var.

 — Var mıdır?

 (kemençe çalar)

 — Hocam 4 tane çocuğunuz var. -8 tane de torun var.

 —11 tane 8 olur mu, -11 tane torun var

 — 11 tane torun var. Peki, çocuklardan ve torunlardan çalmasını öğrenen, öğrenmek isteyen oldu mu hiç?

 — Zoraki. Ortanca kızım çalmaya başladı evlendi bıraktı.

 — Peki torunlardan?

 — Torunlar hiç heves etmedi. Şimdikiler Beşiktaş, Galatasaray, Trabzon başka bir şey bilmiyorlar.

 — Hocam yine ilgimizi çeken durumlardan biridir. Bizim Karadeniz müziği özellikle kemençeyle çalınan özellikle Giresun bölgesinde hatta Görele’de diyebilirim buna kemençeyle çalınan daha çok atma türküler vs. hep aşk üzerine. Mesela kahramanlık üzerine pek rastlamayız.

 — Zaten kahramanlığı, başta gelir onu tarih yazmıştır.

 — Eğlence ondan sonra mı çıkmış? Daha çok bağlamayla çalınan hep bakarız hasret, özlem, acı. Onlarında havaları vardır.

 (kemençe çalarak türkü söyler.)

 — Bir de Maçka’nın bir horon havasını çalayım.

 — Hocam ona geçmeden önce bir şey sormak istiyorum. Biz tabi ki var kahramanlık türkülerimiz dediniz ama kahramanlık türkülerimiz dediniz ama kahramanlık türkülerinde bile bir aşk çağrışımı var. Bunun sebebi ne olabilir? Bu çok farklı bir şey güzel de bir şey aslında. Yani acıyı eğlenceye de sığdırabiliyorlar.

 — Karadeniz eskiden mısır yiyordu biliyor musunuz? karadeniz çok hareketli bir insanı olduğu için. Buğday yedi kap oldular.

(gülümsemeler)

— Karadeniz yöresi mısır yiyordu eskiden yani o mısır alkollü şeydir. Rakı gibi. Bunun için Karadeniz insanı tez olur tetikte olmuş olur.

 — Havası gibi mi?

 — havası gibi.

 — Sabah güneş, akşam fırtına, yağmur.

 — Bizim yöre bayır yöresi. Her taraf bayır. Adam çocuğu sırtına alıp gidiyor. Ama kocamıyorlar. Dinç kalıyorlar. İşte o tabiatın vermiş olduğu şey. Kuvvet yani.

  

 Sevgili izleyiciler kemençenin efsanevi yorumcusu ve ustası Mehmet Sırrı Öztürk’le yolculuğumuz devam ediyor.

 — Hocam izleyicilerimiz için tabi kemençe diyince sizin sanatınız ve icranız çok önemli. Bir eşref şarkısı, bir yayla havası, bir tamzara sizlerden dinleyebilir miyiz?

 —Tabi Zevkle.

 — Buyrun.

(kemençe çalarak türkü söylenir)

— Eşref şarkısının oluşumu nasıl olmuştur?

 — Eşref 2 işadamları birbirini çekememezlikten o benim kılıcım yürüsün o benim atım yürüsün diye birbirleriyle tartışıyorlar. Hakkı çekip Eşrefi vuruyor. Buradan Eşref şarkısı doğuyor.

 — Hocam sizin 12 tane albüm yaptığınız biliniyor. Şu anda yapmaya devam ediyor musunuz? Yoksa ara mı verdiniz?

 — Ara verdim. Yapmıyorum daha. Bir zamanlar yaptığımda ticaret için yapmıştım.

 — Sizin albümünüzde ki sizin derlemesini yaptığınız, yazdığınız, bestelediğiniz türküleri kullananlar var mı günümüzde?

 — Var. Gelin havası benim eserim. Çiftetelli benim eserim. Benim sesimi silip üzerine çok müzik yapan oldu.

 — Sizin çalmış olduğunuz tamzara havası var.

 (tamzara havasını çalar)

 — Günlük yaşantınız nasıl?

 — Düğünlere, gecelere gidiyorum. Çalışmasam çökerim.(gülüşmeler)

 

— Hocam çok teşekkür ederiz.

 

(Maçka horon havasını çalar)


  — Sevgili izleyiciler kemençenin keyifli dünyasında Mehmet Sırrı ÖZTÜRK hocamızla güzel bir yolculuk yaptık. Sanata adanmış hayatlar devam edecek. Bir başka programda görüşmek üzere…

 

HOŞÇAKALIN…

 

Ali BİLİR

Kasım, 2008 | İstanbul

 

Kaynak: www.alibilir.org


Yorumlar - Yorum Yaz